Mavi bir sihirsin sen...

Ana Sayfa Profilim Arşiv Hobı dünyası


MusicPlaylist
MySpace Music Playlist at MixPod.com


Site KodlariSite KodlariSite KodlariSite KodlariSite KodlariSite KodlariSite KodlariSite KodlariSite KodlariSite KodlariSite Kodlari

Hakkımda

Mavi sihrime hoşgeldiniz... Yazılarımı okuyup yorum yaparsanız sevinirim. Aktaracağınız yerlerde de emeğime saygı olarak alıntı olduğunu ismimi yazarak belirtirmenizi rica ediyorum.Blogda yer alan tüm yazıların hakları bana aittir. Keyifli anlar diliyorum... Funda Kocaevli İzmir/TÜRKİYE


Kategorilerim



Yazılarım

KÜÇÜK SAVAŞÇILAR
KÜÇÜK HAYATLARDA BÜYÜK ACILAR
BAYRAM MUCİZEM
GÜRÜLTÜ/SUS
GECE'YE...


Arkadaslarım

Blogcu Yardım
yenidoqa
sairali
nergül yılmaz
sessizkaldim
uzgunkizasli
aynadayansima
denizimsikalpler
denizsmavisi
yurektenkaleme
oycaptainmycaptain
Erinç Türk


Bağlantılarım

Hobı dünyası


Zıyaretcılerım

Online Kişi Sayacı



Güncel




Dossıteler



Saat


Click to get your own clock.
TagWorld Tricks





KÜÇÜK SAVAŞÇILAR

 


Küçük bir omuz

Boş bakan gözler

Aslında tükenmeye an kala

Tutunmuş küçük eller

Hayat zalim

Hayat zor

Yürek çığlık atıyor

Eller parmaklıklarda

Dünyanın en zor hapisliği

Savaş

Kan dök

Uçurumdan bak dünyaya

Ve hayata

Yalancı bir zafer meşalesi yansın

Küçük eller  uzansın yaşama

Gün gelsin

Bitti dedikleri kabus

Yeniden sarsın geceyi

Uykular karışsın çığlıklara

Gözyaşları dökülsün kağıtlara

Küçük bir el

Küçük bir yürek

Öyle bakma bana

Gidemiyorum senin hüznünden

Mavisihir

 

 

Lösemiyle savaşan tüm çocuklara


Tarih: 00:02, 5/12/2009
Yorum (1) | Yorum yaz | Bağlantı

KÜÇÜK HAYATLARDA BÜYÜK ACILAR

 


    Otobüs kalkmadan on dakika önce yetiştim acentaya. Bu yolculuğun aslında pek çok şey öğreteceğini kimse bilemezdi. Çocuk usulca geldi koridordan, önümde durdu. Bir şey soracak gibiydi, bir taraftan da bana bakmak istemiyordu. Ağzını ve burnunu kapatan çift maskeyi gördüm. Hastaydı bu küçücük hayat. Yaşadıklarını anladığımı nasıl söyleyebilirdim ona, yan koltuğumda oturacaktı. Kalktım, yavaşça geçti oturdu. Annesini sordum var, “Var” dedi usulca. Canı çok yanıyordu biliyordum, beş ya da altı yaşlarındaydı bu küçük eller. Gözyaşlarım geldi, konuşlandı göz pınarlarıma.Yorgun gözleriyle camdan dışarıyı izlerken çok şey anlatıyordu aslında. “Hiç sorma, hiç dokunma, incitme beni, kırılgan bir kristal parçasıyım ben. İşte bu yüzden, bakma bile”  diyordu sanki o sessizliğiyle.Sustum, arada bakıyordum. Annesi gelene kadar hala burada olduğundan emin olmam gerekiyordu.

 

      Bizlerin arasında tuhaf bir bağ olduğuna inanıyorum ben. Birbirimize olan aitlik ve sahiplenme duygusunu anne ve evlat sevgisiyle eş tutuyorum. Oğlumdan hiç farkı yoktu o çocuğun benim için. Biliyordum ki, annesinin içi yanıyor, her an ağlıyor. Yavrusu gözlerinin önünde acı çekiyor, eriyor.Çaresizliğine isyan ediyor. Biliyor musunuz o an, insan herşeyin varlığından şüphe ediyor ve inkarın eşiğine geliyor. Annenin yerine koydum kendimi, yüreğime dayanılmayacak bir ateş saplandı. Bu tıpkı hastalığımı öğrendiğimde, yavrumu bensiz bırakabilme ihtimalimin olduğunu düşündüğüm zaman içimi yakan ateşti. Dayanamadım o noktadan sonra, içimdeki sel azad etti kendini.

 

      ALL ( Akut Lenfoblastik Lösemi ) imiş meğer, off Allah’ım nasıl dayanıyor? Yakın zamanda geride bıraktığım anıları yaşadım birden. İlaçlar, ağrılar, halsizlikler, gülümsemeye halin olmuyor, olsa da gülmeni gerektiren neden de yok zaten. “Ben bu kadar etkilendim kocaman insanken, o küçücük bedeniyle nasıl savaşıyor?” diye soruyordum.”Allah’ım ona yardım et, şifa ver. Sabretmesine yardım et. Elimden gelen bir şey olsa o an vermeye hazırdım, sadece onun gözyaşları dinsin diye. Annesinin her dokunuşunda “ Anne çok ağrıyor, dokunma.Ben böyle rahatım”  diyen sesini, ağlayışlarını ve yarı ayakta, yarı oturmuş halini unutmayacağım. Önünde ne kadar yaşamı kaldıysa, hayatına damga vuracak bu  günlerin hastanede geçeceğini biliyor muydu acaba? Ne kadar zor  ve uzun bir yola girmişti? Küçücük yüreğine, tazecik belleğine yerleşen anılara ve acılara baktıkça, ona baktıkça ağlamaktan kendimi alamadım.İçim yandı. Yaşadıklarını biliyordum, onun yerine koyuyordum kendimi. İzlemekle yaşamak çok farklı şeyler.Bunu ne kadar anlatsam da yeterli olmayacağını biliyorum. Çocukluğundan, oyunlardan, arkadaşlarından, koşmakta, zıplamaktan mahrum kalıyordu.

 

        Bu mahkumiyetliğin ne menem bir şey olduğunu yaşamayan bilemez. “Kendinizi onun ya da kansere yakalanan herhangi birinin yerine koyun” diyeceğim, o da olmaz. Bu öyle bir nokta ki, ya uçurumdan aşağıya düşersiniz ya da geri döner kanlı bir savaş verir yola devam edersiniz. Savaşı kazanmak da var, kaybetmek de.Savaşırken yalnız olacağınızı da unutmayın. Biliyor musunuz? O an olduğunda kişinin kendisinden başka hiç kimse ona yardım edemez. İnsan öyle bir varlık ki, bencilliklerden, heveslerden ve menfaatlerden sıyrılıp arınmak mümkün olmuyor.

 

       Küçücük hayatların yaşadığı bu büyük acılarla yüzleşmek…Elini uzatmak istiyorsun ama kırılacak diye korkuyorsun. Sanki, dokunsan cam parçacıkları gibi yerlere dökülecek. Türlü düşüncelere dalarak, sessizce ağlayarak yolculuk bitti. Küçük bedenini koltuğa kıvırmış, annesinin dizlerine yorgun başını koyup uykuya dalmış. Rüyalarına meleklerin koruyuculuk yaptığını düşündüm, küçük yorgun gözlerine hayali öpücükler kondurdum.

     “Küçük can, sen ağlama emi!...Bir anı olsun bunlar defterinde, uzun, sağlıklı bir ömür olsun sana en güzel hediye.Bir sabah güneşe uyan, bu güneş hiç batmasın”

 

       Tüm bu ağır yaşamı çok iyi anladığını ben de biliyordum. Acıların  neden olduğunu, annesinin ondan saklamak için hep gözyaşlarını içine akıttığını, onsuz kalmayı düşünemeye bile dayanamadığını, canını isteseler vereceğini, geceleri o uyurken  uzun uzun onu izlediğini, bir gün yitip giderlerse gözlerinde kalan resmin hiç silinmeyecek kadar koyu olmasını dilediğini, herşeyi bildiğini gözlerinden anlıyordum. Küçük ellerinde birazcık güç olsa…

 

     Artık dilim de , kalemim de konuşamıyor. Yine söz bitti…

 

 

Mavisihir


Tarih: 22:34, 4/12/2009
Yorum (2) | Yorum yaz | Bağlantı

BAYRAM MUCİZEM




        Sessizliklerin, bozulma zamanı gelip de geçmişti bile. Düşüdündükçe hırslanıyordum. Hayatın geride bıraktığım yarısına baktığımda, anlamlı ya da anlamsız bir çok kalabalık anı olduğunu görüyordum. Şehrin ışıklarının bile sakladığı anIlar vardı, belki de bu yüzden gidemiyordum buradan. İçimde, hem şehire hem de anılara duyduğum çocukça bir öfke vardı. Kendi hatalarıma bir mazeret bulmam gerekiyordu. Hiç öyle bakmayın, siz de aynı şeyi yapıyorsunuz. Siz de kendinizden kaçıyorsunuz. Neyse ki, bir gün hepsi son buluyor. Öyle bir noktaya geliyorsunuz ki, bambaşka bir hayata geçiş yapıyorsunuz adeta. Herşeye yeniden başlamak, belki de budur…

   

       Şu günlerde bayram, herkesi sevinçli olması gerekiyor. Değiller, bu kocaman bir yalan. Herkes düşünüyor, herkes sorguluyor, herkes yarının endişesini yaşıyor. Çocukların bile yüzleri asık artık. Bayram nedir, nasıl yaşanır? Unutuyoruz, unutmaya yüz tutuyoruz. Bayram sabahı kalkıp, heyecanla bayramlıklarını giyen, yeni ayakkabılarını seyretmekten bütün geceyi uyanIk geçiren çocuklar yok. Şöyle dönüp de,anılarıma baktığımda  kendimi şanslı buluyorum. Belki sizler de bu şansı yakalamışsınızdır. Bayram heyecanını yaşadım. Yeni elbiselerimi giymek, bayramlaşmak ne  büyük bir şeydi?  Hatta, bayram günlerinin mucizelere gebe olduğunu düşünürdüm hep.

 

     Ya gökyüzünden renkli şekerler yağarsa, ya birden bire dileklerimden birisi gerçek olursa, ya birden büyürsem, ya tüm sevdiklerim yanımda olursa… Mucize demek, bunlar demekti  benim için  o zamanlar. Şimdi oğluma soruyorum. Yeni bir okul çantası, onun mucizesi.  Nesil  ve zaman değiştikçe metalaşan hayallerimizi izliyorum oğlumun küçük gözlerinde.”Keşke, en azından benim çocukluğum gibi bir çocukluk yaşayabilseydin” diyorum. Küçücük bir sopa bile benim için önemliyken, şimdi çocukları doyuramıyoruz. Bayramların da belki bu yüzden anlamları yok artık.

 

       Herşeyin değiştiğinden dem vurdum ama artık benim içinde özelliği kalmadı bu günlerin. Çocukken olmasını beklediğim mucizelerin, olmayacağını öğrendim. Değiştim, değiştik, büyüdük ve yüreklerimize katran sürüp oturduk koltuklarımıza. Anıları, nostalji adını verdiğimiz filmler gibi izledik. Savaşların, kavgaların değerlerini artırdık, göz yaşlarını yad ettik, bayramları da kenara ittik. Nasıl olsa daha çok bayram vardı. Vardı ya da biz öyle sandık. Bayramlar son trene binip başka ülkelere gittiler, giderken de el salladılar bize. İşte, duyarsızlaşmamıza bir boya daha. Ne renk olsun?

 

      Elimde bir avuç şeker, rengarenk hem de. Küçülmeyi diliyorum bayram perisi. Çocuğuma eski bayramları göstermek istiyorum. Tüm çocukluğumun izini taşıyan ilk mucizemi istiyorum. Eski bayramları geri ver bize…

 

Mavisihir



Tarih: 20:27, 28/11/2009
Yorum (2) | Yorum yaz | Bağlantı

GÜRÜLTÜ/SUS


 

Gürültü…

Her yanı saran tek örtü

Pencerelerden sızan

Kapılardan içeri dalan

 

Kaosun çığlıklarının zamanıymış

Yoldaki adam dedi usulca

Herkes bir kuytuya kaçışmakta

Ellerinde alevler

Dillerinde hesapsız kelimeler

 

Sus!

Çok ses var kulağımda

Sus da, temiz kalsın sesin

Delirmeye yüz tutmuş heceler

Musallat olmasın sana

Sus! Sakın konuşma

 

Gürültü…

Yine sen yanıbaşımda

Of!  Sesler çınlıyor

Ben savruluyorum

 

Mavisihir


Tarih: 21:17, 20/11/2009
Yorum (2) | Yorum yaz | Bağlantı

GECE'YE...


 

İnsan hep geceleri kalır kendiyle

Hep geceleri sorgular hayatı

Geceleri verir hesapları kendine

Sonra da”ben geceleri yaşamadım” der

 

Ölüm gelir, ömür hesaplanır

Geceleri çıkarırlar

Yaşamadık sayıldı ya

Geriye kalan ufacık bir tuz yığını

O da gözyaşlarından hatıra

 

Gündüzlerin artanına, kalanına bakılır

Hatta hem bölünür

Hem de birbiriyle çarpılır

Hesap yine tutmadı veda vakti

Ben  gecelerimi de alıyorum

 

Herkesin tersine ben geceleri yaşadım

Geceleri soludum hayatı

Bahçedeki manolyayı

Güzel bir gecede kokladım

Bir gece vakti baktım ilk defa

Bir gece vakti düştüm aşka

 

Mavisihir


Tarih: 23:50, 13/11/2009
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı
<- Sonraki Sayfa ->



BLOG DESİNG BY REDBUTTERFLY