Otobüs kalkmadan
on dakika önce yetiştim acentaya. Bu yolculuğun aslında pek çok şey
öğreteceğini kimse bilemezdi. Çocuk usulca geldi koridordan, önümde durdu. Bir şey
soracak gibiydi, bir taraftan da bana bakmak istemiyordu. Ağzını ve burnunu kapatan
çift maskeyi gördüm. Hastaydı bu küçücük hayat. Yaşadıklarını anladığımı nasıl
söyleyebilirdim ona, yan koltuğumda oturacaktı. Kalktım, yavaşça geçti oturdu.
Annesini sordum var, “Var” dedi usulca. Canı çok yanıyordu biliyordum, beş ya
da altı yaşlarındaydı bu küçük eller. Gözyaşlarım geldi, konuşlandı göz
pınarlarıma.Yorgun gözleriyle camdan dışarıyı izlerken çok şey anlatıyordu
aslında. “Hiç sorma, hiç dokunma, incitme beni, kırılgan bir kristal parçasıyım
ben. İşte bu yüzden, bakma bile” diyordu
sanki o sessizliğiyle.Sustum, arada bakıyordum. Annesi gelene kadar hala burada
olduğundan emin olmam gerekiyordu.
Bizlerin arasında
tuhaf bir bağ olduğuna inanıyorum ben. Birbirimize olan aitlik ve sahiplenme
duygusunu anne ve evlat sevgisiyle eş tutuyorum. Oğlumdan hiç farkı yoktu o
çocuğun benim için. Biliyordum ki, annesinin içi yanıyor, her an ağlıyor. Yavrusu
gözlerinin önünde acı çekiyor, eriyor.Çaresizliğine isyan ediyor. Biliyor musunuz
o an, insan herşeyin varlığından şüphe ediyor ve inkarın eşiğine geliyor.
Annenin yerine koydum kendimi, yüreğime dayanılmayacak bir ateş saplandı. Bu tıpkı
hastalığımı öğrendiğimde, yavrumu bensiz bırakabilme ihtimalimin olduğunu
düşündüğüm zaman içimi yakan ateşti. Dayanamadım o noktadan sonra, içimdeki sel
azad etti kendini.
ALL ( Akut
Lenfoblastik Lösemi ) imiş meğer, off Allah’ım nasıl dayanıyor? Yakın zamanda
geride bıraktığım anıları yaşadım birden. İlaçlar, ağrılar, halsizlikler,
gülümsemeye halin olmuyor, olsa da gülmeni gerektiren neden de yok zaten. “Ben
bu kadar etkilendim kocaman insanken, o küçücük bedeniyle nasıl savaşıyor?” diye
soruyordum.”Allah’ım ona yardım et, şifa ver. Sabretmesine yardım et. Elimden
gelen bir şey olsa o an vermeye hazırdım, sadece onun gözyaşları dinsin diye.
Annesinin her dokunuşunda “ Anne çok ağrıyor, dokunma.Ben böyle rahatım” diyen sesini, ağlayışlarını ve yarı ayakta,
yarı oturmuş halini unutmayacağım. Önünde ne kadar yaşamı kaldıysa, hayatına
damga vuracak bu günlerin hastanede
geçeceğini biliyor muydu acaba? Ne kadar zor
ve uzun bir yola girmişti? Küçücük yüreğine, tazecik belleğine yerleşen
anılara ve acılara baktıkça, ona baktıkça ağlamaktan kendimi alamadım.İçim
yandı. Yaşadıklarını biliyordum, onun yerine koyuyordum kendimi. İzlemekle
yaşamak çok farklı şeyler.Bunu ne kadar anlatsam da yeterli olmayacağını
biliyorum. Çocukluğundan, oyunlardan, arkadaşlarından, koşmakta, zıplamaktan
mahrum kalıyordu.
Bu mahkumiyetliğin
ne menem bir şey olduğunu yaşamayan bilemez. “Kendinizi onun ya da kansere
yakalanan herhangi birinin yerine koyun” diyeceğim, o da olmaz. Bu öyle bir
nokta ki, ya uçurumdan aşağıya düşersiniz ya da geri döner kanlı bir savaş
verir yola devam edersiniz. Savaşı kazanmak da var, kaybetmek de.Savaşırken
yalnız olacağınızı da unutmayın. Biliyor musunuz? O an olduğunda kişinin
kendisinden başka hiç kimse ona yardım edemez. İnsan öyle bir varlık ki,
bencilliklerden, heveslerden ve menfaatlerden sıyrılıp arınmak mümkün olmuyor.
Küçücük
hayatların yaşadığı bu büyük acılarla yüzleşmek…Elini uzatmak istiyorsun ama
kırılacak diye korkuyorsun. Sanki, dokunsan cam parçacıkları gibi yerlere
dökülecek. Türlü düşüncelere dalarak, sessizce ağlayarak yolculuk bitti. Küçük
bedenini koltuğa kıvırmış, annesinin dizlerine yorgun başını koyup uykuya
dalmış. Rüyalarına meleklerin koruyuculuk yaptığını düşündüm, küçük yorgun
gözlerine hayali öpücükler kondurdum.
“Küçük can, sen
ağlama emi!...Bir anı olsun bunlar defterinde, uzun, sağlıklı bir ömür olsun
sana en güzel hediye.Bir sabah güneşe uyan, bu güneş hiç batmasın”
Tüm bu ağır
yaşamı çok iyi anladığını ben de biliyordum. Acıların neden olduğunu, annesinin ondan saklamak için
hep gözyaşlarını içine akıttığını, onsuz kalmayı düşünemeye bile
dayanamadığını, canını isteseler vereceğini, geceleri o uyurken uzun uzun onu izlediğini, bir gün yitip
giderlerse gözlerinde kalan resmin hiç silinmeyecek kadar koyu olmasını
dilediğini, herşeyi bildiğini gözlerinden anlıyordum. Küçük ellerinde birazcık
güç olsa…
Artık dilim de ,
kalemim de konuşamıyor. Yine söz bitti…
Mavisihir
|