Mavi sihrime hoşgeldiniz...
Yazılarımı okuyup yorum yaparsanız sevinirim. Aktaracağınız yerlerde de emeğime saygı olarak alıntı olduğunu ismimi yazarak belirtirmenizi rica ediyorum.Blogda yer alan tüm yazıların hakları bana aittir.
Keyifli anlar diliyorum...
Funda Kocaevli
İzmir/TÜRKİYE
HEY! TÜM SESSİZ ŞEHRİN İNSANLARI…DUYUYOR MUSUNUZ BENİ?
“Unutma hiç aşkın kıymetini. Ne roman, ne de film metini yazmaz hiç. Herkes kendi çözmeli.” Diyor şarkı. Tüm akşam defalarca dinledim, bazı an oldu eşlik ettim. Aşkı tarif etmem gerekti yeniden. Unuttuğum, unutturulduğum, belki de yüreğimin bir köşesine, kör noktama atıp bıraktığımdı aşk. En büyük korkumdu an olduğunda. Beni benden alıp, bensiz bıracaktı kapımı çaldığında. Beni aşksız bırakmak belki korkakçaydı ama kaçtım. Gerçekten kaçtım mı acaba?
Kaçamadım, yakalandım ansızın. Kapımı çaldı gülümseyerek, gözyaşlarını ceplerine saklayarak. Beni kandırdıktan sonra da avuçlarıma ıslaklığını bırakarak geldi gönül evime. Sesimi ancak kendim duyabiliyordum “hoş geldin” derken. Neden? Korkaklığımı kimse duymasın, diye…
Madem yakalandım sana aşk, şimdi söyle şarkılarını yeniden bağırarak. Kapımı yumruklayarak gir içeri. “Ben geldim” derken tüm cadde, hatta tüm şehir duymalı seni. E hadi, bu kadar mı yükseliyor sesin? Dur! Ben bağırayım senin yerine. “Hey! tüm sessiz şehrin insanları…Duyuyor musunuz beni? Aşk geldi, kapımda. İçeri alıyorum , kimse sokaklarda onu aramasın.” Bak, gördün mü? Korkak değilim artık. Bağırabiliyorum ben de cihana, avazım çıktığı kadar. Sen bana ne vereceksin şimdi?
Aşkın dili tutulmuş, hayretler içinde izliyordu beni. Alışmıştı insanları alaşağı etmeye, darmadağın bırakmaya. Hep sen, evet evet hep sen zafer borularını üflemeyeceksin ya. Sıra bende, bizde. Hey! Korkudan dizleri titremiş beşer, ne duruyorsun hala öyle? Çığlık atsana, aşkı yendim desene. Kitaplardan öğrenmeden aşkı, ellerini uzatıp kucaklasana. Hoş, kitaplar da yazmazmış ya aşkın kıymetini.
“Unutma hiç aşkın kıymetini. Ne roman, ne de film metini yazmaz hiç. Herkes kendi çözmeli.”
Hayallerimin içinden aldım bu gece seni yine. Masaya karşılıklı oturup şaraplarımızı yudumladık. Hayaldi ya nasıl olsa, seni en saf halinle oturttum karşıma. Tüm maskelerinden soyundurdum seni. Safi kendindin bu gece. Ne yalanlar vardı üzerinde, ne de kaçamak bakışların. Sokulurken sıcak sobaya ya da yudumlarken şarabını çocuk gibi yalındın, her zamankinden farklıydı gözlerindeki sevinç. Hayal bu ya, bir buse uçtu dudaklarımdan gözlerine. Öyle bir seviçti benimkisi, kendi hayalim ancak beni mutlu etmeliydi. Bencilce izlemeliydim karşına oturup.
Hayat da bencildi hep, ben sadece bu gece bencillik yapıyorum diye kızma bana. Hayalsin sen de altı üstü unutma. Ben çizdim senin yüzünü bu gece. En saf gülümsemeni takın şimdi, sonra o yüzle bak bana. Bu resim kalsın hatıraların arasında. Hayal adamın en saf halini izliyorum. Kadehteki şarapta hayali yüzünün aksini görüyorum, bir yudum alıyorum ondan. Seni de sindiriyorum ruhumda. Huzura yumuyorum gözlerimi gecenin ardından.
Düşüme dadandırdım seni bu gece. Sabaha kadar hayal olarak kalacaksın. Gerçeklikten uzak son bir düş göreceğim . Sabah yeniden başlayacağım herşeye, bu kez hep gerçekleri yazıp çizeceğim. Gerçek soluk alıp verişleri izleyeceğim göğüslerde. Gerçek gülümsemeler ve gerçek gözlerle yürüyeceğim sokakta. Gerçek kokusunu çekeceğim denizin, ciğerlerimi dolduracağım bahar sabahının pusuyla. Gözlerim yaşaracak yine belki, ağladığımdan olmayacak bu kez. Bahar sabahının pusundan diyeceğim soranlara.
“En son O gittiğinde ağlamıştım” diyeceğim içimden sessizce. Yıllar geçmiş üzerinden ve anılarım şarap gibi yıllanmış. Silikleşmiş hatta yüzü. Hatırlamaya çalışacağım bir an öylece durup, ama gözlerimin önüne gelmeyecek O’nun yüzü. “Unuttum işte” diyeceğim. Belki de hep birlikte söyleyeceğiz unuttuklarımızı. Tükettiklerimize saygı duyacağız an gelecek. Tuhaf işte, hayat bunların hepsini barındıran bir silsile değil midir?
Eskiler ve yenilerin buluşmasına şahitlik etsin bu gece. Hayal bu ya,hepimize yeni bir yüz çizsin. Yeniden gelip sonra da arkamızı dönüp gidelim diye…
DELİ BİR VEDA BU, AKILLI BİR KORKAĞIN DİLİNDEN DÖKÜLEN…
Sen değildin ellerimle tuttuğum, benim hayallerimdi. Baktığım yüz, benim hep görmek istediğimdi. Seni hayallerime ayna yaptım söylemeden, senden sana ait olanları çaldım.Suçlu muyum şimdi hayal adam? Hayalden bir şehir ve hayal adımlarının sesi çınlıyor sokaklarında. Belki, en iyisi gitmek buralardan. Bileti kesilmeyen yolcuları beklemek zor, yola çıkmaya çok zaman var. Hayal şehri, elveda sana ve hayal adımlı sokaklarına...
Darmadağın rüyaları kendine mesken tutuşundan belliydi korkaklığın. Kendini sakladığını sandıkça daha çok ele verdin zaaflarını. Çocuk gibi sokulup boynuma, koklayışından anladım herşeyi ama sustum. Hep sustum. Konuşunca rüya perilerini kaçıracaktım, onlarsız rüya görmedim ben bu güne kadar. Seni küstürmek, onların gitmesine neden olmaktan daha kolaydı. Tercih ettim, sen gittin.
Aslında ben gittim, sana göstermeden. Ben uzaklaştıkça, sen gidenin kendin olduğunu sanarak bir kez daha kandın bana. Evet, seni kandırdım. Bu güne kadar yaşanılan kandırılmışlıklarımın öcünü aldım senden. Sevmedim seni hiç. Sen ılık ılık bakarken gözlerime ya da acemi yalancılığınla gözlerini kaçırarak bana yalan söylerken, ben seni hiç sevmedim. Küçücüktün sen, ben ise kocaman bir hatıra defteriydim her satırı karalanmış. Sen, sayfalarına bir çizik bile atılmamış taze bir hikayeyeydin. Kahramanların da küçücüktü senin gibi. Tiz sesli çığlıkları barındırıyordu senin gözlerin. Kaçamak bakışlarındaki, kavgaları görüyordum. Bakmıyordum ben de sana. Çaldıklarımın yanında, yüzünü de alıp, seni kimliksiz bırakmaya yaklaşıyordum çünkü. Bağlılıktan bahsediyordun bana ve korkularından. Aslında en kolay yalanlardan. Ben hırsız, sen yalancıydın bu oyunda. Alacaklarımız bitince, sözleri de bitirdik/dim.
Sen kaybolacaktın bende, eğer ben kalmaya devam etseydim. Bir kez daha gitmek düşüyordu bana, kırmadan. Nefret etmek, bazen geride kalan acıları azaltır küçüğüm. Belki gülerek anarsın beni, belki de “deliydi o” dersin. Senden çaldıklarımı anladığın gün, benim şimdi olduğum yere geleceksin. Bir pazarlığa oturmuştum bir gece. Biliyor musun, ben pazarlıkları hiç sevmem. Sana söylemedim bunu değil mi? Olsun, sende kendi anılarımı gördüm ve korkularımı. Kaçtıklarıma yakalandım ben hep. Şimdi gidişim de işte bu yüzden, sen bana yakalanma diye. Yoksa sende sana ait hiçbir şey kalmayacak. Çaldıklarımı yerine koyarak çıktım senden. Acemi yalanlarını da yanına iliştirdim, benden anı kalsın diye. Aldanışlarının yanına, anılarımı da koyarak düşün beni zamanlar sonra. Bu kez elin telefona gitmesin, senden çalacağım kalmadı artık. Yalan söyleyeceksen bana yine acemice, usta bir yüz ödünç al derim sana. Belki inanırım sana o zaman ve son bir kez öperim seni. İşte o zaman benden geriye sadece o kalır. Sen söyle şimdi, öpeyim mi son kez? Yoksa; deli bir veda bu, akıllı bir korkağın dilinden dökülen…